21

Ara

İSTANBUL’DA MAHALLE KALDI MI?

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal”

 

Kızılderili’lerin bu atasözünde veciz bir şekilde dile getirildiği gibi hikmet ile bilgi arasındaki nüans; bugünün ve yarının belki de en önemli meselesini oluşturur. Katı olan herşeyin buharlaştığı bir dünyada bilgi de tüketilen ve dolayısıyla buharlaşarak elimizden giden bir kavram haline dönüşmüştür. Ama daha da önemlisi bugünün yitik kavramını oluşturan “hikmet”tir. Geçmişte olduğu gibi yine onu bulmak ve ayağa kaldırmak ise derin bir kavrayışı ve çabayı gerektirir.

Tuti Kitap tarafından yayımlanan “Mahalle: Yeni Bir Paradigma Mümkün mü” kitabı ile İmre Özbek Eren; bu anlamda çoğumuzun yitip giden bir olgu olarak gördüğü “mahalle”yi hikmet ekseninde yeniden ele alan bir eser ile karşımıza çıkmış. Yeni bir paradigmanın mümkün olup olmadığı sorusu etrafında şekillenen kitap; insandan yola çıkarak değişen mekan algısını irdelemiş ve detayları ile ortaya koymaya çalışmış.

Şerif Mardin’den Henri Lefebvre’e, Turgut Cansever’den Jürgen Habermas’a kadar birbirinden değerli akademisyenlerin ve düşünce insanlarının yaşanılan dönemlere ve buna bağlı olarak değişen kentlere, mahallelere dair tespitleri ile şekillenen kitap;  derin bir entelektüel birikim sunmuş. Yazar tüm bu birikimi mazi için kullanmak yerine istikbal için hikmete dönüştürmeye gayret etmiş ve mahalle kavramı özelinde birbirinden güzel tespitler yapmış.

Bugün hala duyduğumuzda içimizde tatlı bir huzur mekanını şekillendiren “mahalle” bu topraklar için çok kadim ve bir o kadar da geniş bir anlam dünyasını barındırırdı. Bir yer olmanın ötesinde sosyal, ekonomik ve yönetsel anlamda bütüncül bir yaşam kültürünü ifade ederdi mahalle. Aidiyetin, komşuluğun, güvenliğin, samimiyetin ve bugünün kentlerinde ihtiyaç duyduğumuz birçok değerin hayat bulduğu alanlardı mahalleler. Fakat modernizm paradigmasına bağlı olarak geleneksel mekan kavramının tüm dünyada yapı bozumuna uğraması ve ardından modern ötesi dünya algısına bağlı olarak bu bozulmanın parçacıl yapılara ayrılarak devam etmesi ile “yer” kavramı giderek anlamını kaybetmeye başlamış ve mahalle de bu kaybın en çok hissedildiği kentsel mekanlardan birisine dönüşmüştür. Fiziki yapısından yönetim modeline, ekonomik yaşantısından kültürel hayatına değin mahalle tam anlamıyla değişmiş,dönüşmüş ve ne yazık ki birçok anlamda kayıplara uğramıştır.

Çok yakın bir zamanda kaybettiğimiz değerli bilim insanı Şerif Mardin; geleneksel mahalledeki insanları bir arada tutan, “iyi,güzel, doğru hakkında derin düşüncenin kaybı”nı küçük ama aslında büyük bir eksiklikolarak nitelendirerek aslında mahalle ile birlikte yitirilenin ne olduğunu çok veciz bir şekilde özetlemiştir. Bugün insanlar bir mekandan çok daha ötesini aramaktadır mahalle olgusuna yönelirken. Bu, aslında kentsel morfolojinin ya da mimari formların değil bizatihi mahallenin bütünsel yapısıdır. Bu yapıyı yeniden yakalamak baştan aşağı değişmiş ve değişmekte olan dünyada nasıl gerçekleştirilecektir? Artık şehirler, mahalleler ve en önemlisi insanlar değişmiştir. Dolayısıyla yeni bir dille yeni sözler söylemek gerekmektedir.

Bugün mahalleyi yeniden ihya edebilmek adına gerçekleştirilebilecek en önemli şey  ortak mekanı paylaşan şehirlilerin ortak noktada buluşabileceği değerleri oluşturabilmektir. Bunun ardından bu ortak değerlerin ortak bir aidiyet ve ortak bir sahiplenme duygusuna dönüştürülebilmesidir. Bunu sağlamak adına en önemli kavramı “katılım” oluşturmaktadır. Bir zamanlar Osmanlı mahallesinde olduğu gibi evin, sokağın ve mahallenin kaderini tayin edebilen kentlilerin yeniden yaşadıkları yerler hakkında söz sahibi olabilecekleri bir modelin ortaya konulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde anlamını yitiren yer, bir mahale dönüşebilecek ve en önemlisi ortak belleğin bir değeri haline gelerek mahalleye dair umudumuzu yeniden yeşertebilecektir.

 

Arka Kapak Dergisi’nin 2017 yılı Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Yazan: